|
Neyse, okumayı özlemişim. Okuduğumdan öğrenmeyi,
hazmetmeyi, dönüp bir daha okuyup, kendimce
sorgulayıp, duraksayıp düşünmeyi özlemişim.
Kaldı ki, okurken ben de bu duyguları harekete
geçirmiyorsa o kitap bana ait değildir cinsinden
oluyor. Kişisel gelişim kitapları, roman,
biyografi her ne ise okuduğum.
Siyah Süt ile ilk kez okuduğum bir yazardır Elif
Şafak. Ben bu kadar şen şakrak bir lohusalık
dönemi geçirirken, dur bakalım neler hissetmiş
bu kadın da, bu kadar bahsedilir ve okunur olmuş
bu kitap diye meraktan aldığım bir kitaptır.
Çok sevdim, okurken kendi iç sesimden tamamen
olmasa da çok şey paylaştım, bakış açısına, algı
farklılıklarına bir hayli şaşırdım ve Siyah
Süt'ü sevdiğim kitaplar rafıma kaldırdım. Bazı
kadınlar vardır ki ben çizgilerini,
söylemlerini, duruşlarını ve ürettiklerini ister
istemez göz ucuyla takip ederim. Elif Şafak da
bu kitaptan sonra bilinçaltımda yer etmiş olacak
ki, nedense ikinci hamileliğini duyduğumda pek
bir mutlu oldum ve şimdilerde yani ikinci
bebeğini dünyaya getirdikten sonra ne yazacağını
merakla bekler oldum..
Bahsettiğim okuma isteğim zaten tavan yapmışken,
üzerinde sap sade bir yaprak, al beni diye
bağıran pespembe bir kapakla bir kitap her yerde
sözü edilen… Hele ismi beni daha da
heyecanlandıran AŞK..
Elim karnımda, içimde büyüyen iki bebeğimin tüm
ruhumu sardığı günlerdeyim. Hayatımda hep
istediğim ama bir türlü doğru zamanı bulamadığım
bir albüm yapıp, sırf kalbimin sesiyle okuduğum
şarkılardan oluşan albümümü dinleyiciye teslim
edip, sonunda 'dinlenme' dönemime gelmişim.
Aklım o adına hayran olduğum, pembe kitapta ve o
ikinci kez anne olan güzel gözlü kadının acaba
neler hissedip neler yazdığında. Ama aklımın
diğer yarısı yaşamımdaki olağanüstü
değişikliklerde.
Günlerden herhangi bir gün, hafta içi, amaçsız,
araçsız, kaygısız bir gün. Oğlumu alıp anneme
gidiyorum, mabet gibi anne evi. Bir tepsiyle
önüme koyduğu kıymalı ıspanak, yoğurt, bol
maydanozlu anne köftesi, çiçekli peçete bir de
minik Paşabahçe vazosunda taze menekşeler...
Öğlen yemeğimi hazırlamış annem ayağını uzat
tembihiyle tepsi kucağımda... Bak Atlas, hep ben
mi seni nazlayacağım, annem de beni nasıl da
özenerek ağırlıyor edasında yayıla yayıla
yemeğimi yerken, anneme en son gittiği filmleri,
aldığı cd leri, izlediği dizileri, okuduğu
kitapları soruyorum, her zaman ki gibi… İşimle
ilgili bilgi almış oluyorum, annemim şahane
yorumlarını da dinlemiş oluyorum. Bazen konu
komşu, akrabanın da fikirleri eklenirse cabası.
Sıra kitaplara gelince annem demez mi: ‘Elif
Şafak'ın son kitabını aldım ama daha başlamadım,
bizim Gülten okuyormuş, öyle güzelmiş ki
bitmesin diye azar azar okuyormuş o kadar
güzelmiş’
Dedim, dedim de haftalardır alamadım şu kitabı,
işte gün, işte mekan, işte ortam :) Annem şahane
kadın, zevkli kadın… Kitabım orada, Atlas
birazdan uyanacak ve Fenerbahçe Parkı’na
gidecekler annemle. Orada kuşlara simit
atacaklar, laleleri koklayacaklar, anneanne-
torun 14.00-16.00 arası keyif yapacaklar. Ben
annemin evinde yanlızımmmm! Evet planları
değiştiriyorum onlara katılmıyorum. Annemin bu
duruma ayrıca memnun olacağını biliyorum.
Torunuyla yalnız daha mutlu olacaktır, zaten
seyrek götürüyorum ona diye haklı sitemleri de
var. Hazırlanıp çıkıyorlar, pek mutlular.
Pembe kitap elimde...
Sakin sakin okuyorum, ilk sayfalardan gidişat
fena değil…İlerliyorum, kafamda başlıyor benim
tilkiler dolanmaya… His! Bana birşeyler
söyleyecek bu kitap. Pozisyon değiştiriyorum
koltukta. Yetmiyor, sanki iştahım mı açılıyor ya
da konfor mu yapmak istiyorum, ortamıma ambiyans
mı katmak istiyorum anlamıyorum. Ama mutfağa
gidip bitki çayı yapmak en az iki sayfamı alır,
boşver! İçtim bile kitabın bana verdiği zevkle.
Ayrıca almışsın bir zevk, daha ne üstelersin,
çay, mum, tütsü, bir sus oku!.
Cep telefonum çalıyor, gereksiz açmayacağım!
‘İstediğini elde edince şükretmek kolaydır, sufi
dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir’
Ayağıma kramp giriyor. Hep olur bu aylarda ya,
nasıl bir indirip kaldırıyorsam, ayağımı ‘sus
sen de oku’ der gibi kramp ta kaçıyor. İşte
benim anladığım kitap. Anne- kadın Elif Şafak,
teşekkürler hayatın sana yaşattıklarına,
okuduklarına, an a sığdırdıklarına,
uykusuzluklarına...
Sayfa 134.
‘Teslim ol, bırak hayat sana rağmen değil,
senınle beraber aksın.''Düzenim
bozulur,hayatımın altı üstüne gelir '' diye
endişe etme.Nerden biliyorsun hayatının altının
üstünden daha iyi olmayacağını.’
Dörtbuçuk ayı beş gün geçmişim. Zaten kalbim
ağzımın içinde atıyor, kulağım zonkluyor bir
şeyler oluyor. Ben biliyordum bu kitap vazifeli,
içime akıyor adeta.
Ding Dong! Annemler geldiiiii ! Atlas’ım elinde
papatyalarla bana doğru koşuyor. Ellerimi ona
doğru açarken, kitabı sinsice çantama atıyorum.
Annem o edalı ses tonuyla:
‘Sıkılmadın mı evde üç saattir? Hava nasıl
güzeldi, gelseydin ya bizimle. Parka tost yedik.
Çay içtik’. Ah baharlar açmış, kuşlar ötüyormuş,
nasıl da mutlularmış... Bende sessizlik… 135.
sayfanın hasreti içindeyim :) Annemden beklenen
soru: ‘Nasıl kitap? Beğendin mi?’
‘Annee, hani mesela başkasının elinden fil
objesi almak uğurludur falan ya, ben de senin
evinden kitap alınca tadı bir başka oluyor yaa.
Bunu ben alsam da sen yarın yeni alıversen?’
‘Aaa, olur mu canım öyle şey? Burda bırak
geldikçe okursun.Gülten de öyle yapıyormuş
bitmesin diye’.
(anlıyo kitaba takıldığımı, aklı sıra daha sık
gel diyor. Anlıyorum ama: )
Kararlı bir ses tonuyla: ‘Anne biz trafiğe
kalmayalım, ancak gideriz. Atlas banyo falan
yapar, gecikmeyelim. Kitap da bende kalsın’ Şap-
şup, laf karıştırmacalar bir şeyler… Pembe
kitap, oğlum ve ben arabadayız. Fecii karlı bir
gün feciiiii.!
Hayaller kuruyorum köprüde. Eve varalım, noolur
trafik olmasın, yemek, banyo, kremler, heidi
masalı seansımız… En geç iki saat sonra
yatağımdayım ve kitabım elimde.
İşte benim anladığım kitap. Bitti diye
hüzünlendiğim, bu sefer de işaretlemek ve altını
çizmek üzere başucumda beni ikinci kez bekleyen
kitabım.
Anne- kadın Elif Şafak: ‘Teşekkürler hayatın
sana yaşattıklarına, kaynaklarına, ilhamlarına,
alt yapına, inançlarına, üslubuna, hayata
sığdırdıklarına, tüm uykusuzluklarına…’
Gülben. |